Bir kişiye sorduk...

Naber?
Ne bu samimiyet? Hem bu röportaj işi de nereden çıktı?

Vallahi hocam, Çağlayan’ın başının altından çıktı. Zincir gibi bir şey bu, blog’dan blog’a atlıyor.
Başkasından çıksaydı şaşardım zaten. İyi anlamda ama. Yalnız isim saadet zinciri gibi olmuş; olmamış. Olmadı OGZ... Bit olsun bence.

Kaç bit?
Tercihen sekiz bit.

Peki, sekiz olsun bizim olsun. Ne sorayım şimdi?
Ben ne istersem onu mu soracaksın? Hadi hadi, aklıma bir şey gelmedi desene şuna.

O da bir ihtimal tabii. Ama ben istedim ki böyle bir etkileşimde bulunalım, bir sinerji yakalayalım...
Eheh, öyle olsun haydi. O zaman faydalı bir şeyler sor ki en azından okur bir şeyler öğrensin. Yoksa bu gidişle geyiğin dibine vuracağız.

Şey yapalım o halde, kendini tanıt sen.
Oy. Çalışmadığım yerden sordun. Yine de bir deneyeyim ama: Güneş takvimine göre hayatının üçüncü on yılına girmek üzere olan, kendi halinde bir insanım sanırım. Konuştuğu kadar düşünse bitki sayılacak, düşündüğü kadar konuşsa döve döve susturulacak biriyim. Full-time çalışıp part-time okuyorum. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dileyip hemen ardından yarışmadan çekiliyorum; zira rekabetten pek haz etmem. Ha bir de bekarım. Henüz. :P

Hihi, geç sen dalganı. Kazık bir şey sorayım da gör: Hayattaki amacın nedir?
Bilmem, hâlâ arıyorum. Aslında düşündüm de, eskisi gibi somut bir şey aramıyorum artık. Gerçekleştirmek istediğim belli başlı şeyler var ama. Evrendeki yerimi bulmak, kendimden başlayarak erişebildiğim kadarını güzelleştirmek, hep daha fazla insana yardım edip daha fazlasını mutlu edebilmek, hakikati anlamak ve anlatmak, tüketmek değil üretmek, almak değil vermek... Mantık ve inanç ile birlikte yürüyoruz işte. “Hayatın anlamı” ile ilgili sabaha kadar düşünebilirim, ama şimdilik söyleyebileceklerim bu kadar.

Ağır oldu be abi, okuyucular kaçacak. Ama sen hazır havaya girmişken devam edeyim, gerekirse soruların yerini değiştiririm: Anlatmak istediğin bir derdin var mı?
“Ben montajda düzeltirim.” gibi oldu yahu, ehi. Dertsiz insan olur mu, derdi olmayan hayatın tadına varabilir mi hiç? Benim de okul olsun, aile olsun, özel hayat olsun var elbet problemlerim. Ama en iyisi mi hiç sıkmayayım sizi.

Sen de hep böyle yapıyorsun ama; anlat ki dermanını bulasın. Hem insanlar başkalarının da dertli olduğunu görünce kendilerini yalnız hissetmezler.
Hey dostum, biz burada ısrarcıları sevmeyiz. Ne diyeyim, haklısın. Ama dertliyim demeye gönlüm el vermiyor kendime şöyle bir dışarıdan bakınca. Bazı zorluklar, engeller var önümde; ama yine de hayat güzel.

Peki o halde, daha fazla zorlamayalım. Boş zamanlarında ne yapıyorsun?
Hangi boş zaman?

Iıı, soruyu değiştireyim. Ne izlersin mesela?
Hemen Divân-ı Lügati't-Eren’i açıp “izlenecek şey”in karşılığına bakıyoruz, anime yazıyor. Haftalık olarak şu anda bir tek Bleach’i, bir de anime sayılmasa ve her hafta yayımlanmasa da Avatar: The Last Airbender’ı takip ediyorum. Ama fırsat buldukça eski serilerden de bol bol izlemeye çalışıyorum. Evde bayağı bir şey birikti, yazın kısmetse hepsini yiyeceğim. Dizi olarak da televizyondan Smallville’i, internetten Lost’u takip ediyorum. Böyle yani.

Arigatou Eren-kun. Peki ne dinlersin?
Oh, oh. Soru bulamayınca iyice ankete çevirdin yahu. Bu gidişle Anketimsiler bölümüne taşımam gerekecek konuyu.

İyi alıştın sen konu taşımaya.
Aa, pardon. (: Dur sorunu cevaplayayım o halde. Genellikle metal ve türlerini dinliyorum. En çok da doom, gothic ve progressive. Etnik müzikler ve klasik müzik de ilgimi çeker. Ama ne yazık ki dinlediğim Türk sanatçıların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Mesela sıkı bir Kenan Doğulu hayranıyım.

Şaka yapıyorsun?
Şüphen mi vardı?

Oh, rahatladım. En sevdiğin yemek?
Çok zor... Fazla yemek seçmem zaten, o yüzden kısaca elinin körü ve devenin bale papucu olarak cevaplayayım.

İçecek?
Ice tea. Limonlu. Kışın da yeşil çay veya Earl Grey.

Sigara? Alkol? Kumar?
Tiksinç. O değil de damat adayı mıyım, hayırdır? Daha askerliğimi yapmadım bak.

Pardon telefon numaramı kaybettim, seninkini ödünç alabilir miyim?
Şakacı seni. Dur bakalım, biraz da ben sorayım: Kendi kendine soru sormak nasıl bir his?

Açıkçası her gün onlarca kez yaptığım için normal geliyor. Yalnız ben bu röportaj işinin sosyal bir deney olduğundan şüpheleniyorum. Kimin başlattığı malum.
Ah, lafı ağzımdan aldın. Benden uzun yaşayacaksın.

Teorik olarak mümkün değil.
Eeö, haklısın. Kalplerimiz birmiş?

Bak o olur işte.
Peki, sen devam et o halde.

Oyungezer forumlarından bir anketimsi derlemesi yaptım sana. Başlıyorum: En kıl olduğun ebeveyn repliği?
“Nasıl geçti?”

30 saniyeliğine Oyungezer editörü olsaydın ne yapardın?
Déjà vu yaşardım.

Kurulu oyunlarınız?
Bir bakayım... Dungeon Runners, Frets on Fire, Half-Life, Half-Life 2, Knight Online, Knytt Stories, TrackMania Nations Forever, Warcraft III, World of Padman.

Knight Online? O_O
Artık oynamıyorum pek. Ama son zamanlarda piyasa düşmüş, biriktirdiğim milyarlarca para acayip değerlenmiş. Neredeyse ne istersem alacak durumdayım şu anda. Hani kadınlar alışveriş yaparak stres atarlar ya, ben de arada bir girip pazarı kolaçan ediyorum, ucuz mal bulunca kapıyorum. Eğlenceli. Valla. ^^

Önceden oynuyor muydun yani?
İki sene kadar oynadım, evet. Ama özellikle son zamanlarda iyiden iyiye sosyal deney yapmak için kullanır olmuştum oyunu. Bıraktığımdan beri içimde bir eksiklik hisseder dururum. Bilmeyenler için not düşeyim, Level dergisine girişim de Knight Online sayesinde olmuştur. O kadar sıkıntıya katlandığıma değdi diyebiliriz yani. (:

Hazır yakalamışken soralım, Oyungezer’in Mayıs sayısında neler var?
“Neler yok ki?” şeklinde politik bir cevap vermek durumundayım. Zaten derginin tamamından benim de haberim yok. DVD içeriği ile ilgili ufak bir şey söyleyeyim ama. İki adet klasik demo ekledim bu ay: Outlaws ve The Last Express. Önümüzdeki aylarda da en az bir adet klasik oyun demosu koymayı düşünüyorum. Önerilerinizi foruma yazabilirsiniz.

Yeter mi?
Yeter de artar bile. Zira artık "sıkıldı ruhum haykırmak istiyorum", ve muhtemelen eğer sabredip de buraya kadar okuyan olduysa onlar da aynı durumdalar. İzninizle blog’uma hafiften dürtüklenmeden yeni yazı yazmayacağımı farkeden Judas kişisine şükranlarımı sunuyor, ve Ce'Nedra’dan aldığım meşaleyi/bayrağı/hedeyi BayRed’e devrediyorum... Ee, pardon bir yanlışlık oldu. Swordwolf demek istemiştim. Yazma aşkıyla yanıp tutuşuyormuş kendisi, boşa gitmesin. (:

Yine yaz emi?
Mütemadiyen.

7 yorum var:

Swordwolf dedi ki...

Şaşırdım, elim ayağıma dolandı, tepe taklak oldum. Bu pası unutmayacağım. En kısa sürede röportajım hazır olacak. :)

Ott0 mu Onaga mı, hangisi söyledi bakayım kendimle konuşmaya niyetli olduğumu? Bulacağım onu...

Forza dedi ki...

Gerçekleştirmek istediğim gibi bir yol almışsın.Anime kısmında biraz ters düştük.Sizi tanımak güzeldi.Biz sizi ararız, kızımızdan da uzak durunuz.göndeririz.
Tüm bunlar bir yana 2 vizeye girecek ve 2 saat uyumamış biri olarak hoşuma gitti.

Hollow Monthius dedi ki...

Anketimsilerde "Issız bir adaya düşsen hangi Lost dişisini yanına alırdın" sorusunu unutmuşsun Eren. =p (Var mıydı ki öyle birşey? Yoksa açalım hemen. =P)

judas dedi ki...

Yine yaz sen. :P

erengy dedi ki...

Swordwolf:
Kimse bir şey söylemedi vallahi, blog'una bir göz gezdirmek yetti. Beklemedeyiz. Hem ben bile bir hafta içerisinde yazdım, sen de arayı fazla uzatma. (:

Forza:
Vizelerin iyi geçmiştir umarım. Ve bir de not: Hayat tahmin ettiğimizden çok daha adildir; yalnızca elimizden gelenin en iyisini yapmak, ardından da gerçek sonucu görebilmek için gözlerimizi açıp sabretmek gerekir. Ve elbette, düşünmeye devam...

Fellow Monthius:
Tehlikeli bir soru bu, cevap vermesem olmaz mı? Ya da Lost olmasın, Bleach olsun. Rukia diyeyim de celallendireyim seni. ^^

judas:
Yine yazacağım, söz. Yani önümüzdeki aylarda elbet yazarım bir şeyler. :P

Hollow Monthius dedi ki...

Aaaarggh, Rukia demeee!! Rukia demeee!!! Q_Q

Swordwolf dedi ki...

Çok geç oldu ama yazdım sonunda. Eh, Onaga'nın blogunun yasını tutmaktan ancak yazabildik.