aha önce hiç "Acaba farklı bir yol seçseydim, şu anda nerede olurdum?" dediğin oldu mu? Her ne kadar yaptığım ve yapmak istediğim çoğu şeyden emin olsam da, insan merak etmeden duramıyor. "Ya oraya hiç gitmeseydim?", "Ya o kıza onu sevdiğimi söyleseydim?", "Ya oradan gerçekten de atlasaydım?"... Bazen içimden her şeyi bir kenara bırakmak, içimden ne geliyorsa öyle davranmak geliyor. Ama tutuyorum kendimi, her zaman yaptığım gibi. Kontrol iyi bir şey, ama acaba fazla mı ileri gidiyorum? Aklımdan geçenleri söylemeli miyim? Ya duygularımı? Belki de asla var olmayan bir varlığa olan aşkımı?
Seçimler, seçimler... Kader bu olsa gerek, ya da hayat. Ne seçersem seçeyim aynı yere ulaşacağımı hissediyorum. Belki de sadece ümit ediyorum, bilinmez. Bir amacım olduğu apaçık. Bu amaç uğruna yaşadığımı biliyorum, gerekirse onun için ölmeye de hazırım. Ama itiraf etmek gerekirse yaşamayı gerçekten de istiyorum.
Yaşamak...
Bu kelime artık daha farklı bir anlam ifade ediyor benim için. Yaşama olan aşkım ve nefretim karşı karşıyalar her zamanki gibi. Arada ince bir çizgi var, biliyorum. Ama yine de şaşıyorum kendime, duygularıma. Düşündükçe gözlerim buğulanıyor yeniden. Hepsi, varolmayana...
Yollar
16 Temmuz 2006
-
01:43
Yorum yok. Yazarsanız olabilir.
Etiket: Hayat
Çoktan seçmeli hayatlar
ıktım! Ve hatta sıkılıp üzerine bir de usandım! A-be-ce-de. Ee? Nereye kadar ama değil mi? Açıkçası işin mantığını da henüz kavrayabilmiş değilim. “Sınav geldi sen hâlâ kavrayamadın mı?” demeyin şimdi bana. “Sistem yanlış!” diyoruz; evet yanlış. Hem de baştan sona yanlış! Ama sırf söylenmekle olmuyor bu işler, çözüm de üretmek gerek. Ben de soru çözeceğime oturup düşündüm ve de yeni bir sistem buldum. Ahanızda şöyle:
Öğrencilerin %90’ı okula başladıklarında korkarlar. Burası neresi? Annem nerede? Kendimden biliyorum, farklı bir mekanda ağlaşıp duran onlarca yabancı çocukla aynı odadasınız. Başınızda yine tanımadığınız bir bay/bayan. Yavaş yavaş okula ısınsanız bile yine de her sabah geri geri gider ayaklarınız. Çözüm? İlk beş yıllık ilkokul öğrenimleri boyunca öğrencilerin eğlenceli aktivitelerle bir şekilde derslere yönelmeleri sağlanır. İnsan istemediği sürece ona ne kadar şey öğretebilirsiniz ki? Çocukların koşa koşa gittikleri, eve dönmek istemedikleri bir okul hayal ediyorum... Sonraki üç yıl her ders ile ilgili her konu en yüzeysel biçimde ele alınır. Bu süreç sonucunda öğrencinin başarısı, yetenekleri, istekleri ve hayalleri göz önüne alınarak uygun bir liseye yerleşimi sağlanır. Ama bu liseler bildiğimiz liseler değildir. Öğrenci burada istediği konudan dersler alabilmektedir. Belli sayıda ders almak zorunludur, gerisi öğrencinin arzusuna bağlıdır. Ayrıca bu liselerde sınav da yoktur, yerine bir puan sistemi bulunur. Öğrenciler girdikleri derslerden ciddi ödevler alırlar ve kimi zaman tek başlarına, kimi zaman da gruplar halinde ödevlerinin sunumlarını yaparlar. Öğretmenleri tarafından değerlendirilirler ve belirli bir puan alırlar. Öğrenciler sadece derslerden değil, katıldıkları sosyal aktivitelerden de puan kazanabilmektedir. Lise öğreniminin sonuna gelindiğinde, öğrenci sahip olduğu toplam puana göre istediği bir üniversitenin istediği bölümüne girebilir.
Bu mudur, bence budur. Biraz baştansavma oldu, pekçok eksiği var kabul ediyorum. Ama üzerinde çalışılırsa şu anki sisteme tabiri caizse “beş basacağından” eminim. Ezbere dayalı bir sistemde yalandan başarılar kazanıyoruz. Sonuçta yanlış bir sistemde yanlış bir şıkkı işaretlemişim, ne farkeder ki?
08 Nisan 2006
-
22:54
Yorum yok. Yazarsanız olabilir.
Etiket: Hayat
Mavi
e demiştim en son? "Sadece inan." Korkarım inancımın bir kısmını bu süreç içerisinde yitirdim. Aslında tam olarak söyleyemem, hiçbir şey kesin değil. Ama yaşadıklarım beni derinden etkiliyor, burası da bir gerçek. Yavaş yavaş değiştiğini hissederdim hep hayatın. Artık ben hayattan daha hızlı değişiyorum sanırım. Hayat bana yetişemiyor; ve işin ilginç yanı, ben de kendime yetişemiyorum zaman zaman. Kontrol bende değil sanki. Özellikle de bu sıralar, sadece bir aktörmüşüm gibi hissediyorum kendimi; ki bu beni inanılmaz derecede rahatsız ediyor. İşin bir diğer ilginç yönü de şu ki, hamlelerin çoğunu biliyorum. Ama bu yine de ipleri elime almamı sağlamıyor. Ben sadece oynuyorum, bir yandan da yaratıcılığımı kullanıyorum. Tuval önümde, resim aklımda, fırça ve boyalar elimde. Durmadan boyuyorum, yorulmadan. Arada bir birileri izlemeye geliyor, bazıları da resmime müdahale ediyor. Hayır! orası mavi olmayacak! Gökyüzü mavi olacak diye bir kural mı var? Bu benim resmim, ama korkarım bitene kadar pek bir şeye benzemeyecek. Bitecek elbet, elbet bitecek. Tek ümidim yarım kalmaması...
Evet, bazı şeylere olan inancımı yitirdim. Bunun birkaç sebebi var. Yeni parıltılar yakaladım hayatta. Bazılarını anladım, bazıları da karanlığa geri döndüler. Düşündüklerimin bazıları mantığıma ters düşmeye başladı, bazıları anlamlarını yitirdiler... Hayatı sorguluyorum, nedenlerle sonuçları karşılaştırıyorum. Yeni uyumsuzluklar farkettim, yeni hatalar. Peki yeterli mi? Elbette ki hayır. Duracak mıyım? Asla. Kurtulmaya çalışmıyorum şimdilik, izin veriyorum hayatın beni yıpratmasına. Çünkü biliyorum ki o da saklanırken bilinmek istiyor. Keşfedilmeyi bekliyor küçük bir çocuk gibi, bulunmamak için saklanmıyor karanlıklara. Sadece çekiyor örtüsünü üzerine ve bekliyor... Bilerek yıpranıyorum ben de. Çünkü biliyorum, başka yolu yok. İlla ki ters yönde ilerleyeceksin yürüyen merdivenlerde.
Tüm bunların yanısıra bazı şeylere olan inancım sapasağlam duruyor. Bunlardan birincisi, kendime olan inancım. Biraz tembelim, doğrudur. Ama kolaya kaçmıyorum her konuda. Buna ek olarak hayata olan inancımı da kaybetmiş değilim. Her şeyin, ama her şeyin bir nedeni olduğuna inanıyorum. Aksine de asla inanamam. Şu an bu satırları yazıyorsam mutlaka bir nedeni vardır. Biliyorum ki bu kelimeler, bir gün gelecek anahtarlara dönüşecekler. Yeni kapılar açacaklar zihinlerde. Ama geniş çaplı düşününce ne yazıkki neden-sonuç bağlantısını kaybediyorum. Nedenlerin nedenini arıyorum adeta. Olmalı, olmak zorunda. Evet doğrudur, biraz da nedensizlik korkusuna yenik düşüyorum burada. Ürkütüyor beni nedensizce yaşamak.
Sonuç olarak, hâlâ daha hayatımın bir amacı olduğuna inanıyorum. Amacımın amacımı aramak olması ise en büyük korkum. İşte o zaman...
14 Mart 2006
-
21:13
1
yorum var
Etiket: Hayat
Sadece inan
"Başlangıcı olan her şeyin bir de sonu vardır." Evet, işte 2003 de bitiverdi. Sanırım sonunda yine "değirmene vardık". Yeni bir yıl, yeni umutlar, yeni beklentiler. Ben biraz daha büyüdükçe dünya da yaşlanıyor. Bir türlü yakalayamıyorum zamanı. Uzun zamandır beklediğim bir şeyi tam da elde ettim derken ellerimin arasından kayıveriyor birden. Olsun, en azından 2003'te rasyonaliteye uğramadım. Sadece yanından geçtim usulca. Sevmesem de dönüp arkama bakıyorum; yıllar, yıllar... "Şaka gibi!"
Peki gerçekten birgün bitecek mi? Her şey sadece bir doğru parçasından mı ibaret? Hiç de mantıklı değil. Son nedir? Yok oluş? Peki sonra? Boşluk? Yokluk? Ya da bu bir doğru. Ne başlangıcı, ne de sonu yok. Peki bu mantıklı mı? Kısmen. Nasıl? Başlangıcı olmayan bir şey nasıl olabilir? Eğer son, başlangıçsa. Nasıl yani? Bilmem... Gerçeği nasıl bulabilirim? Sanırım daha erken. Şimdilik sadece bekle, bu sırada sadece inan. Peki neye? Sadece inan. Neye? Sadece inan. Neye? Sadece inan. Neye? Sadece inan. Neye?
Sadece inan.
08 Ocak 2004
-
16:42
1
yorum var
Etiket: Hayat